Emile'den Notlar 1

29 Kasım 2011
"Bitkiler tarımla, insanlar eğitimle yetiştirilir.İnsan büyük ve güçlü doğsaydı,boyunun ve gücünün, bunları kullanmayı öğreninceye kadar ona bir yararı olmazdı.Bunlar, başkalarının ona yardım etmeyi düşünmesini engelleyerek, onun için zararlı olurlardı ve o, kendi kendine bırakılmış olarak, gereksinimlerini öğrenmeden önce sefaletten ölürdü.Çocukluk durumundan yakınılıyor; ama eğer insan çocuk olarak yaşama başlamasaydı, insan ırkı yok olurdu."

"Ana babanın eğiliminden önce, doğa onu insan olarak yaşamaya çağırır.Yaşamak benim ona öğretmek istediğim meslektir.Benim elimden çıktığında eminim ki ne yargıç ne asker ne de papaz olacaktır; önce insan olacaktır: Bir insanın olması gereken şey olmayı bilecek, hem de gerektiğinde kim olursa olsun fark etmeyecektir, insan olmasını bilecektir, varsın felek onun mevkisini değiştire dursun, o daima kendi yerinde olacaktır.

Bizim asıl inceleme konumuz insanlık durumudur.İçimizde bu yaşamın iyiliklerine ve kötülüklerine katlanmayı bilen kişi bana göre en iyi yetiştirilmiş kişidir."

"Herkes yalnızca çocuğunu korumayı düşünüyor; bu yeterli değil; ona adam olunca kendisini korumasını yazgının darbelerine dayanmasını, zenginliği ve yoksulluğu hiçe saymasını, gerekiyorsa İzlanda'nın buzları içinde ya da Malta'nın yakıcı kayalarının üstünde yaşamasını öğretmelidir.Ölmemesi için önlemler almanız boşunadır, yine de ölmesi gerekecektir; hem ölümü uyguladığınız bakıma bağlı olmasa da, bu bakım yanlış anlaşılacaktır.Önemli olan onun ölümünü engellemek değil, onu yaşatmaktır.Yaşamak solumak değil, davranmaktır; organlarımızı, duygularımızı, yetilerimizi, bizi varlığımızın bilincine vardıran kendimizin tüm parçalarını kullanmaktır.En çok yaşamış olan insan en çok yıl saymış olan değil, yaşamı en çok hissetmiş olandır.Yüz yaşında kendini gömdürüpte, daha doğar doğmaz ölmüş olanlar vardır.Hiç olmazsa o zamana kadar yaşamış olsaydı, kazancı gençliğinde mezara girmek olurdu."

"Uygar insan kölelik içinde doğar, yaşar ve ölür.Doğuşunda bir kundak içinde dirilir; öldüğünde bir tabutun içinde çivilenir; insan şeklini koruduğu sürece, kurumlarımız tarafından zincirlenir."

Jean Jacques Rousseau-Emile

10 yorum:

  1. Bolat dedi ki...:

    Çok güzel bir alıntı olmuş :)

  1. HYPATİA dedi ki...:

    Bolat;
    Teşekkür ederim :)

  1. Peneus dedi ki...:

    Çocuğun kişiliğini doğru bilgilerle donatıp geliştirmek, doğasının ona kazandırdığı doğru değerlere saygı göstermek, ondan akla dayanmayan her türlü peşin hükmü ve batıl inancı her türlü geleneği çıkarıp atmak gerektir. Yani, kendi kendine birtakım değerleri yargılayabilme yetisine sahip bir adam yapmak gerektir. Ancak, Rousseau'nun düşüncesinde ve hayalci tavrındaki çelişmeler, bir takım doğru tespitlerle birlikte en çok da bu eserinde göze çarpmaktadır. Öncelikle, yeni bir insanın oluşmasında pedagojiye biçilen kaftan hayal ürünüdür diye düşünüyorum. Pedagoji bu anlamda farklı bir değere sahip olacaksa, öncelikle eğitimcilerin doğru değerlerle donatılması ve eğitilmesi gerekmez mi?

    Bunu; bir eğitimci olarak sizin daha iyi anlayacağınızı ve özellikle yeni nesil eğitimcilerin pek çoğunda göremiyor olduğumuzu kabul edeceğinizi umuyorum.

    Rousseau belli bir ahlak standardı arayışında olan, Fransız aydınlanması’nın rasyonel kavramlarını pek çok açıdan kabul etmeyen biridir. Ancak buna rağmen bir sözünde “Bu durumda filozoflara müracaat ettim. Kitaplarını karıştırdım ve fikirlerini inceledim. Onları boş, dogmatik ve zorbaca buldum – sözde kuşkuculuklarına rağmen. Hiçbir konuda cahil değillerdi ama hiçbir şeyi de ispatlayamıyorlardı” der.” Savoylu Bir Papaz Vekilinin İnancını Açıklaması” adlı eserinde de kendisiyle kavramsal çelişkiler içinde olan Rousseau her şeyi bir anlamda zeka, güç ve irade fikirlerini de ekleyerek yönetsel olarak Tanrıya yüklemekle kalmayıp kötülüklerin kaynağı olarak da bireylerin şahsi mülkiyetlerine de saldırmıştır. Oysa; yine aynı dönemde yaşamış olan Louis-Rene de Caradeu’ya ait ve Rousseau’nun Emile eserinden hemen sonra ortaya çıkan Milli Eğitim hakkındaki makalesi daha gerçekçi donelerle o döneme damgasını vurmuştu. Öte yandan kabul etmek gerekir ki; Rousseau “Toplumsal Sözleşme” adlı eseriyle de eski rejimle yeni dönem arasındaki uzlaşının imkansızlığını belirleyen, demokratikleşme geleneğini güçlendiren isim olarak öne çıkmıştır.

  1. HYPATİA dedi ki...:

    Sayın Peneus;
    Öncelikle alıntıma değer verip zamanınızı ayırıp bu kadar güzel bir yorum yaptığınız için teşekkür ederim.Evet Rousseau'nun hayalci davrandığının farkındayım zaten Emile'de bir hayal ürünü değil mi? Fakat bazı tespitlerinin çok doğru olduğunu düşünüyorum.Bu demek değildir ki hepsini irdelemeden olduğu gibi kabul ediyorum.

    Üniversitelerimizin gerçek pedagoji eğitimi verebildiğini de düşünmüyorum ayrıca belirttiğiniz gibi günümüzdeki eğitimcilerin çoğu gerçek eğitimci niteliklerine sahip değiller...bir çoğu da zaten bizim eğitim sistemimiz kurbanı değil mi? Bir çok öğretmen hayallerine ulaşamayıp hiç olmazsa öğretmen olurum anlayışı ile eğitimci sıfatı ile eğitim fakültelerinden mezun oluyor...Mutsuz bir şekilde tam bir ömür öğretmenlik yapıyorlar...eğitimin niteliğini o kadar düşürüyorlar ki...bazen bu tip öğretmenleri gördükçe utanıyorum...çünkü kurunun yanında yaşta yanar hesabı hepimiz salla başı al maaşı hesabı çalışıyormuşuz gibi görünüyor.

    Louis-Rene de Caradeux'un makalesini bilmiyordum.Sizin sayenizde onu da öğrenmiş oldum en kısa zamanda bulup, okuyup, inceleyeceğim.

  1. ENUZAKADA dedi ki...:

    ....rousseaunun Emilini okumuş bir eğitimci görmek ne güzel...kutlarım sizi,... umarım sizin gibi öğretmenler çoğalır ülkemizde....teşekkürler paylaşımınız için....

  1. HYPATİA dedi ki...:

    ENUZAKADA;
    Güzel düşünceleriniz için teşekkür ederim...sanırım okumayı sürekli öğüt veren bu konuda projeler yapan bir öğretmenler topluluğunun asıl kendisinin okumaması büyük ayıp değil mi? Görüşmek dileği ile :)

  1. ENUZAKADA dedi ki...:

    ..evet büyük ayıp,...kendi ders kitaplarından başka kitap okumayan öğretmenlerden de okumayan nesiller yetişmesi normal, sayılır..hem bu devirde okuduğundan anlayanlar da pek yok sanırım...düşünmeyi ,sorgulamayı, araştırmayı tetikleyecek kitaplar yerine , çok satan ,yaldızlı kapaklı, hayalleri,arzuları pohpohlayan romanları okuyan okuyucular çoğunlukta sanırım....ama her şey değişiyor ve internet kültürü bir çok şeyin yerini alıyor( bizim şuan yaptığımız gibi)..okumanın , yazmanın ve sosyalleşmenin,, belki de bu değişime ayak uydurmak gerekir...çok emin değilim...:)......
    .....bu arada vikitap sitesini sizden gördüm...iyi bir site ,güzel...teşekkürler...:)

  1. HYPATİA dedi ki...:

    ENUZAKADA;
    Siteyi beğenmenize sevindim..sizi takibe aldım...dediğiniz gibi yaldızlı kapaklı...düşünmeye teşvik etmeyen kitaplarla dolu piyasa...reklamlarında vesilesi ile çoksatan onlar oluyor...ne yazık ki öğretmenlerimizde onları okuyor..çalıştığım okulda örneğin türkçe öğretmenimiz edebiyat bölümü mezunu ama elinde gördüğüm kitaplar sizin bahsettiğiniz türden...Schopenhauer kadınların daha çok dedikodu ihtiyacını gidermek için okuduğunu söylüyor...bu tarz kitapları okuyanlarda, üzülerek söylüyorum,genelde kadınlar..çağ değişiyor dediğiniz gibi...ayak uydurmak değil de aykırı olmak daha güzel sanırım :) en azından ben öyle düşünüyorum...internetin çok avantajı var ama dezavantajı da oldukça fazla her bilgi kaynağı doğru değil...hatta bu filtreleme olduğundan beri okullarda hazırlanan, verilen ödevler daha dini ağırlıklı olmaya başlamış belki dikkatinizi çeker link veriyorum...

    http://www.candundar.com.tr/_v3/#!/K%C3%96%C5%9EE_YAZILARI/2011/C%C3%BCbbeliye_a%C3%A7%C4%B1k_bize_kapal%C4%B1/#Did=17407

    Değerli düşüncelerinizi paylaştığınız için teşekkür ederim...vikitaptan gördüğüm kadarıyla iyi bir okursunuz...iyi okumalar :)

  1. ENUZAKADA dedi ki...:

    ....Schopenhauer in görüşüne katılıyorum..:)..aşkın metafiziği kitabında bunun gibi bir çok görüşü ilgi çekici, sevdiğim filozuflardandır kendisi... dinsel konuyla ilgili saptaman malesef doğru...türkiye adım adım bu duruma getirildi...örnek olarak 2012 de diyanet işleri bakanlığının bütçesi 3 milyar 900 milyon tl...bu konuyla ilgili blogumdaki yazıyı okumanı tavsiye ederim... durum korkunç boyutlarda ve aydınlarımız bundan bahsetmekten korkuyorlar ve ben o aydınlardan iğreniyorum...

    ...iyi bir okur olduğumu doğru...ama bu artık bağımlılık seviyesinde , bundan da şikayetçi değilim ama birazda yazmaya vakit ayırabilsem, kafamdaki projeleri tamamlayabilsem çok daha mutlu olurdum fakattt hayat izin vermiyor, şimdilik.....

  1. HYPATİA dedi ki...:

    ENUZAKADA;
    Schopenhauer'un "Okumak, Yazmak ve Yaşamak Üzerine" de güzeldir.Evet aydınlarımız korkak , onlara aydında denmez sözde aydın desek daha doğru..sonuçta aydınlar toplumdaki çarpıklıkları açıkça dile getirebilen insanlar olmalıdır...hükümetten ya da başka bir şeyden korkmamalılar...bağımlılık seviyesinde olsa bile ne güzel çok kitap okuyorsunuz...keşke insanlarımızda okusa...Gazete okuyan çok ama, gazetelerimizin hali bile içler acısı..umarım kafanızdaki projeleri tamamlamaya ve yazmaya daha çok vakit ayırabilirsiniz...Yazınızı da en kısa zamanda okuyacağım...saygılar :)

Yorum Gönder